OLAY: Halk İsa’ya çocukları getirdi.
AYETLER: “Bu arada bazıları küçük çocukları İsa'nın yanına getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Ne var ki, öğrenciler onları azarladılar. İsa bunu görünce kızdı. Öğrencilerine, "Bırakın, çocuklar bana gelsin" dedi. "Onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı'nın Egemenliği böylelerinindir. Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı'nın Egemenliği'ni bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez." Çocukları kucağına aldı, ellerini üzerlerine koyup onları kutsadı.” (Markos 10:13-16, İncil)
İSA’NIN DUYGUSU: Öfke
NEDENİ: Öğrenciler halkı azarlamıştı ve çocukları uzak tutmaya çalıştılar.
EYLEM: İsa öğrencileri azarladı ve çocukları kucaklayıp bereketledi.
ÜZERİNDE DÜŞÜNMEM GEREKEN KONU:
Bu makalede Norveç’te cezaevinde kalan bir mahkumun hayatının hatasını yapmasına tanıklık edeceğiz. Çarmıhtaki iki hırsızın sözlerini işiteceğiz. Biri kalıcı değeri olan hiç bir şey söylemeyecek. Diğeri şu anda olduğu yere nasıl gidebileceğinizi söyleyecek,yani cennete. Ve tabii ki, İsa’nın öğretişlerini dikkatli bir şekilde ele alacağız.
İsa sevgiyi başkalarına aktarmak ve kişisel olarak başkalarını kabul etmek konusunda ustaydı ve hala öyledir. Bugün baktığımız hikayedeki çocukları kucaklayıp kutsadığı zaman böyle yaptı. Ama önce bir sorun vardı. Öğrenciler İsa’nın çocuklarla ilgilenmeyecek kadar önemli ve meşgul olduğunu düşündüler. Ne kadar da yanılıyorlardı. Ne onlar için ne de başka herhangi biri için çok meşgul ya da önemli saymadı kendini.
Anne babalar ne istemişti? Sadece İsa’nın çocuklarına dokunmasını ve böyle yaparak onları kutsamasını istediler. İsa, öğrencilerinin düşüncesizliğinden yola çıkarak iki mesaj verdi:
1) Küçük çocuklar da dahil olmak üzere herkes Tanrı için önemlidir ve
2) Tanrı’ya çocuklarınki gibi bir tutumla yaklaşanlar Tanrı’nın Egemenliği’ne girerler.
Bunu Doğal Olarak Biliyorlar
Bu ayetlerdeki çocuklar, sadece çocuk oldukları için Tanrı’nın Egemenliği’nde bulunuyor değiller. Çocukların da, Kurtarıcı olarak İsa’ya en az yetişkinler kadar ihtiyacı vardır. Nitekim, çocuklar bu ihtiyacı yaşamlarının daha başında açıkça gösterirler. Çocukluğun ilk yıllarında, tıpkı bizim gibi günaha eğilimleri olduğuna ilişkin kanıt vardır. Anne babalar olarak onlara doğru olanı öğretmek için elimizden geleni yapıyoruz. Diğer taraftan, yanlış yapmayı öğretmemize gerek yok. Örneğin, nasıl yalan söyleyeceklerini öğretmemize gerek kalmıyor. Bunu doğal olarak biliyorlar.
Aşağıda çocukların olduğunu iddia ettikleri yazılı olmayan ‘mülkiyet kanunun’ maddelerini sıraladık:
1. Eğer beğenirsem, benimdir.
2. Elimdeyse, benimdir.
3. Eğer senden alabilirsem, benimdir.
4. Eğer biraz önce bende idiyse, benimdir.
5. Eğer benimse, zaten hiç seninmiş gibi görünmemelidir.
6. Eğer bir şey yapıyorsam ya da bina ediyorsam, bütün parçalar benimdir.
7. Benim gibi görünüyorsa, benimdir.
8. Eğer ben önce gördüysem, benimdir.
9. Eğer bir şeyle oynuyorsan ve yere bırakırsan, otomatik olarak benim olur.
10. Eğer bozuksa, senindir.
Bu listeyi okuduğunuzda gülümsediniz mi? Ben de gülümsedim ama bunun aslında o kadar da komik olmayan bir yanı var. Büyürken, toplum içinde diğer insanlarla geçinebilmek adına bu ‘yasaların’ bir kısmına katı bağlılığımızı bir kenara bırakıyoruz ama yüreğimizin toprağı hala bu tohumlarla doludur. Her biri, bir anda filizlenir ve tam olarak büyümeye hazır hale gelir. Yetişkinler olarak, bizler gizlenmek konusunda ustayızdır. Bencilliğimizi duruma göre maskeleyebiliriz.
Bu hikayede İsa’ya getirilen her bir çocuğun, hayatının ilerleyen yıllarında İsa’ya tek başına gelmesi gerekti. Sadece İsa’nın kendilerine dokunması için değil, günahlarının bağışlanması armağanıyla kutsanması için. Bağışlama, size zarar veren birini cezalandırma hakkından vazgeçmek demektir. İsa’nın çarmıhta yaptığı budur. Büyüdüklerinde bu çocukları bağışlayacak mı? Evet. Vaadi hiç değişmeyecek: ‘Bırakın bana gelsinler.’
Başta okuduğumuz dört ayetten en çok hangisini aşırı buluyorsunuz? Dünyadaki hizmeti sırasında, İsa, çoğunlukla din önderlerinin yanlış öğretişlerine karşılık vermek için bazen oldukça aşırı ifadeler kullanmıştır. Hepsi doğruydu. Ama aşırı oldukları düşünülebilirdi çünkü din yetkililerinin yanlış öğretişlerinden büyük farklılık gösteriyorlardı. Bu ifadelerden biri bu ayetlerle bulunur:
“Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı'nın Egemenliği'ni bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.” (Markos 10:15, İncil)
İsa’nın temel öğretişlerinden biri Tanrı’nın Egemenliği’ydi. Bazen bundan Göklerin Egemenliği diye söz etti. Egemenlik derken İsa’nın nereden söz ettiğini biliyor musunuz? Oraya nasıl girileceğini ya da içeriye girilmesine izin verilenlerden biri olmak için ne yapmak gerektiğini biliyoruz ama öncelikle burası neresidir? Kısaca, Tanrı’nın Egemenliği’nin Tanrı’nın gücü ve yetkisinin dinamik varlığının açıkça göründüğü bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Bunun, bir şimdiki zamana ait, bir de gelecek zamana ait yönü var. Tanrı’nın gücü ve egemenliğinin göründüğü bu yerde olabilirsiniz ya da buranın dışında olabilirsiniz. Egemenlik, İsa aracılığıyla, İblis’in varlığını ve etkisini ortadan kaldıran yetki ve kudretin çözülmesini sağlayan ilahi kurtarışla ilgilidir. İsa’nın halk önünde yetkisini sergilemesiyle ilgili buradaki pek çok yazımızla, Tanrı’nın Egemenliği’nin başlangıcını resmediyoruz. Gerçekten de hayatta gözümüzle gördüklerimizden çok daha fazlası var.
Tanrı’nın Egemenlik Sürdüğü Alana Girmek
Dünyada Tanrı’nın Egemenliği’nin kurulması, görünüşte İblis’in denetimi altında tuttuğu alanın ‘işgal’ edilmesidir. Tanıdığınız biri ‘Bana bunu Şeytan yaptırdı’ gibi bir şey söylediğinde, aslında ifadelerinin doğruluğunun ne kadar da az farkındadırlar. İsa’yı izlemeye başladığımda, gücü benim üstesinden gelebileceğimden çok daha büyük olan karanlığın dünyasından dışarı çekildim. Karanlıktan çıkartılıp, Tanrı’nın egemenlik sürdüğü alana alındığım anda Tanrı’nın Egemenliği’nin nüfusu bir arttı. Ayrıca, kudreti ve varlığı hayatımda etkin olmaya devam etmektedir. Bu, Tanrı’nın Egemenliği’ne girdiğim an başladı ve Tanrı beni cennete götürene kadar da devam edecek.
İlk bakışta İsa’yı çevresinde çok sayıda çocuk ve anne babalarıyla gördüğümüzde, ‘Ne kadar tatlı, bir fotoğraf çekeyim’ diyebiliriz. Gerçek şu ki, bu olay, İsa’nın karanlık dünyalar, Tanrı’nın gücü ve aklımızın alamayacağı ruhsal savaşlar konularını ele aldığı bir olaydı. Burada şaşırtıcı olan İsa’nın, ilahi güç ve yetkinin inanılmaz alanına giriş hakkının nasıl kazanıldığını açıklamak için çocuklardan örnek vermesidir. Ben, böyle bir alana girmek için bütün gücümüzü toplamamız ve her yaz Edirne’de güreş tutan pehlivanlar gibi görünmemiz gerektiğini düşünürdüm. Çocuklardan çok onlara benzememiz gerektiğini düşünürdüm. Ne var ki, Tanrı’nın Egemenliği’nin bizim gücümüzle ilgisi yok. Bu tamamen Tanrı’yla ilgili.
Bize Tanrı’nın Egemenliği’nden söz ederken İsa şöyle dedi: “Tanrı'nın Egemenliği böylelerinindir.”
Egemenlik İçin Aday Olabilirsiniz!
Tanrı’nın Egemenliği küçük çocuklara ait. Peki bunun bizim için anlamı nedir? Bu Egemenliğin bir parçası olmak istersek Tanrı’yı algılayışımız ve gerçek iman anlayışımızla ilgili neleri değiştirmemiz gerekir?
İsa, çocuklar örneğini kullandığında çocuksuluğun hangi özelliklerini düşünüyordu? Düşünün bir kere. Bu özelliklere sahip olursanız, Egemenliğe girmek için aday olabilirsiniz!
Çocuklar basit bir imana sahiptir. Güvenilir bir yetkilinin kendilerine söylediklerini tartışma ya da savunmaya girişmeden olduğu gibi kabul ederler. Yetişkinler olarak bizler ise, Tanrı hakkında bilginin kaynağının güvenilir olduğundan emin olmamız gerekir. Eğer öyleyse, çocuklar gibi olup ince eleyip sık dokumamalıyız. Basit bir iman yeterlidir. “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9, İncil)
Çocuklar güvenle doludur. Bunun doğru olduğunu biliyorum. ‘Sana güveniyorum baba.’ Çocuklarım bunu öylesine söylemiyor, bunu gösteriyorlar. “RAB'be güven bütün yüreğinle, kendi aklına bel bağlama. Yaptığın her işte RAB'bi an, O senin yolunu düze çıkarır.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3: 5-6, Eski Antlaşma)
Çocukların yaşama taptaze bir yaklaşımı vardır. Hiç bir çocuğu dışarı çıkartıp daha önce hiç görmediği bir şeyi gösterdiniz mi? Onu izlemek bile büyük bir sevinçtir. Karınca ve kelebekleri binlerce kez görmüş olan anne babalar, ‘Çabuk ol!’ ‘Hadi!’ ‘Gitmemiz gerekiyor!’ diye söylenirler. Çocuk merak eder, ‘Ne için bu acele! Şu karıncalara bak!’ Küçük çocuklar, basit, günlük şeylere kendilerini yüzde yüz verebilirler. Küçükler meraklıdır!
Şımarık olmayan çocuklar gururlu veya küstah değildir. Henüz bezgin ya da iğneleyici bir tip olmayı öğrenmemişlerdir. ‘Havalı’ olmakla ilgilenmiyorlardır. ‘Moda’ olan giyisileri giymek ya da seçkin bir grubun parçası olmakla ilgilenmezler. Oyun arkadaşlarının yoksul bir ailesi olmasına aldırış etmezler. Aynı şekilde, oyun arkadaşlarının birkaç saat sonra anne babasıyla sadece üyelerin girebildiği bir klüpte yemek yiyecek olması da umurlarında olmaz.
Çocuk gibi olmanın bu özelliklerinden hangileri hayatınızda eksik? Bu özelliklerden biri eksikse, bunun Tanrı’nın Egemenliği’ne girmek bağlamında ne anlama geldiğini bilirsiniz. Bu konuda iyi düşünün ve kendinize karşı dürüst olun. Siz düşünürken ben de size Jesper hakkında anlatmak istediğim hikayenin bir kısmını düşüneceğim. Bu dört özelliğin sonuncusunu düşündüğümde aklıma Jesper geliyor. Şımarık olmayan küçük çocuklar gururlu ya da küstah mı? Hayır, değiller.
Küçük çocuklar en korkunç hapishane olan, gurur hapishanesinde tutsak değildir.
Norveç’in Hapishanelerinden Biri
Hiç hapse girdiniz mi? İskandinav ülkelerinde turda olan Hıristiyan şan grubumuz bir konser davetini kabul etti. Bunda sıra dışı olan bir şey yoktu ama yer sıra dışıydı. Norveç’in hapishanelerinden birindeki mahkumlara ilahi söylemek ve vaaz etmek için davet edildik. Norveç’in tutuklulara karşı insancıl ve ilerici muamelesiyle gururlandığını duymuştuk. Gerçekten de buna tanık olduk. Norveç’teki bütün gardiyanların iki yıllık önlisans eğitimi almaları gerektiğini öğrendiğimde çok şaşırdım. ‘Rambo’ tipli insanların onların hapishanelerine iş başvurusu yapmalarına gerek olmadığını söylediler. ‘Rambo’lar, sert ve kaba olduklarını bilmenizi sağlayan insanlardır. Sylvester Stallone'nin ‘Rambo’ adında bir karakteri canlandırdığı filmi gördüyseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
Jesper
Konserden sonra konuştuğum mahkumlardan biri için, Norveç’in seçerken bu kadar özen gösterdiği gardiyanlardan hiçbirinin faydası yoktu. Gardiyanlar Rambo tipli olmasa da bu mahkum kesinlikle öyleydi. Kolunun üzerinde kişiliğini sembolize eden bir çıpa vardı- demir döküm. Geniş göğsü gömleğinin gerilmesine neden oluyordu. Kolunun en ufak hareketi kaslarının şişmesine neden oluyordu. Yüzünün dokusu da rengi de buruş buruş bir hal almıştı. Bakışları ise, düşmanının kendisiyle kavgaya tutuşmadan önce iki kez düşünmesine neden olacak türdendi.
Jesper acımasız bakışları olan biriydi. İşlediği suç korkunçtu ama konuşmalarımızdan Jesper’ın pişmanlık duymadığını anlayabiliyordum. Konuşmamız İsa Mesih’in çarmıhı üzerine odaklanıyordu. Suç hakkında konuştuk. Bağışlama hakkında konuştuk. Onu en iyi tanıyanın onu en çok seven olduğu düşüncesinin bakışlarını yumuşattığını gördüm. Cennetten söz ettiğmizde yüreğine dokunduğunu gördüm. Cennet hiçbir yargıcın ya da cellatın kendisinden alamayacağı bir umuttu. Ama İsa’nın kendisi için çarmıhta yaptıkları üzerinde konuşmaya başladığımızda Jesper’ın yüzü sertleşmeye başladı. İlgiyle bana doğru eğilen kafası şimdi temkinli bir şekilde dik duruyordu. Jesper, Tanrı’ya gelmenin ilk adımının suçu kabul etmek olduğuyla ilgili sözlerimi beğenmedi. ‘Hata ettim’ ve ‘beni bağışla’ gibi sözler onu rahatsız ediyordu. ‘Özür dilerim’ demek karakterine uymuyordu. Kız gibi olmadığını söyledi. Karşısına çıkan hiç kimsenin önünden geri çekilmemişti, bunu şimdi de yapacak değildi- bu kişi Tanrı olsa bile.
Gurur engelini ortadan kaldırmak için son bir çaba olarak, ‘Cennete gitmek istemiyor musun?’ diye sordum.
“Tabii isterim,” diye homurdandı.
“Hazır mısın?” diye sordum.
Sizce ne cevap verdi? Konuşmamızın başında olsaydı, ‘Evet, herhalde cennete giderim. Kaslarım benim adıma konuşur’ derdi herhalde. Ne var ki, bu kadar aptalca bir şey söyleyemeyecek kadar Kutsal Kitap’tan ayetler işitmişti. Nitekim, uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Gözlerini beton yere dikmiş soru üzerinde derin derin düşünüyordu. Bir an için, günahın sertleştirdiği yüreğinin yumuşamakta olduğunu düşündüm. Bir an için iri yarı Jesper, hatalarını ilk kez kabul edecek diye düşündüm. Ama yanıldım. Gözlerini kaldırdığında gözyaşlarıyla dolu değildi. Kızgındı. Tövbe eden mahkumun gözleri değil, kızgın bir mahkumun gözleriydi.
İki Kez Tutsaktı…Ikincisi Kendisi Tarafından
İç çektim ve kendi kendime şöyle düşündüm, ‘Bu adamın yardım isteyebilmesi için önce ne olması gerekir?” Sonra, Jesper’ın asıl hapishanesinin tuğla ve kireçli harçtan yapılmış olmadığını fark ettim. Gururdan yapılmıştı. İki kez tutsaktı. Birincisi işlediği korkunç suçtan ötürü, ikincisi, gururu yüzünden. Birincisine ülkesi tarafından tutsak edilmişti. İkincisine kendisi tarafından.
Daha önce söylediğim gibi, küçük çocuklar gurur hapishanelerinde yaşamıyorlar. Başkasından daha iyi ya da üstün hissetmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Tanrı’ya şükürler olsun.
Çocukların zihinleri geçmişteki ya da yeni başarılarıyla dolu değildir. Ünleri için ya da kendi şanlarını korumak için yaşamazlar. Kendilerini olması gerekenden daha büyük görmelerine neden olacak kibir dolu bir ben-merkezcilik geliştirmelerinin zamanı henüz gelmemiştir. Zihinlerinde hala, devamlı olarak kendilerine hayranlık ve övgü sundukları bir içsel dünya oluşturmaları gerekmektedir. Egoları hakkında henüz pek fazla şey söylenemez. Süreç içinde kim zarar görürse görsün, hala egolarını şımartmaları, ayartmak ve beslemek için ne gerekiyorsa yapmaları gereklidir.
Norveç’in tutukevlerinin fazla kalabalık olmasına izin vermediğini öğrendim. Bu gibi uygulamaların, tutukluların haklarını ihlal edeceğini ve rehabilitasyon sürecine engel olacağını söylediler. Gurur hapishanesi için bu geçerli değil. Kendilerine güvenen, kendi doğruluklarına dayanan erkekler ve kadınlarla dolu. Belki de böyle bir tutukluyu görmek için tek yapmanız gereken aynaya bakmak. Ben de bu tutuklulardan birini bir keresinde orada bulmuştum.
Sevdikleri Liste
Gurur hapishanesindeki mahkumların gurur dışında ortak yanları ne biliyor musunuz? Her birinin cennete gitmeyi hak ettiklerini düşündüren bir listesi var. Gururlarının kaynağı budur. Aşağıdaki örnek listenin ilk iki maddesi büyük olasılıkla sizin listenizde yoktur. Jesper’ın listesinde vardı. Siz bunları korkunç bulabilirsiniz ama Jesper listesiyle gurur duyuyordu. Başka kimsenin gurur duymamasının onun için önemi yoktu. Onun düşüncesine göre, cennet yapılan kötü şeylerin sayısının sınırlanmasıyla kazanılabilirdi. Siz böyle düşünen birini tanıyor musunuz? Kötü şeylerin sayısını azaltalım ki, yapılan iyi şeyler daha ağır bassın. Jesper’in düşünce biçimi basitti. Eğer listeme sadık kalırsam, o zaman cennette bir yere sahip olabilirim.
Jesper’ın üzerine bu kadar gitmemek için size bir soru sorayım. Sizin listenizde neler var? Çoğumuzun bir listesi var. İlk iki maddeden en azından birini atlayabilirsiniz sanırım. Peki listenin geri kalanındaki maddelerden hiç biri sizin iyi işleriniz olarak tuttuğunuz listede bulunuyor mu?
1) Sadece bir adam öldürdüm.
2) Eşimden boşandım ama ona hiç vurmadım.
3) Genel olarak iyi bir insanım.
4) Sigarayı bıraktım.
5) Yalanı bırakmaya çalışıyorum.
6) Faturalarımı ödüyorum.
7) Eşimi ve çocuklarımı seviyorum.
8) Günde beş vakit namaz kılıyorum.
9) Hiç dedikodu yapmam.
10) Bencil değilim; kendimden çok başkalarını düşünürüm.
11) Hitler’den daha iyiyim.
Çoğumuzun bir listesi var ve bu listeye sahip olmamızın bir nedeni var. İyi olduğumuzu kanıtlamak. Gururumuzu okşuyor. Çoğumuzun farkında olmadığı şey, listelerimizin hepsinde temel bir sorunun olduğu. Hiçbirimiz cenneti hak edebilecek kadar iyi değiliz. Bu konuda burada çok fazla durmayacağım çünkü Kutsal Kitap’taki bu gerçek sitemizdeki pek çok yazıda etraflıca ele alınmıştır. Kutsal Kitap’ın, hiç kimsenin cenneti hak edecek kadar iyi olmadığını söylediğini söylemekle yetineceğim. Hiçbir liste yeterli değildir. Dinsel ya da ahlaksal başarılarımızın hiçbiri yeterli değildir.
Bu gururumuzu inciten bir şey, öyle değil mi? Umarım Jesper’ınki gibi değil. Jesper gözlerime bakmak için gözlerini kaldırdığında gözleri gözyaşlarıyla dolu değildi. Kızgındı. Tövbe etmiş bir günahkarın gözleri değil, kızgın bir mahkumun gözleriydi.
Cennet İçin Biletimiz
Neden kızmış olabileceğinizi anlayabiliyorum. Dünyada, yaptıkları dinsel uygulamaların cennet için biletleri olacağına yürekten inanan milyonlarca insan var. Dinleri ya da dinsel uygulamaları farklı olabilir. Bu, büyük olasılıkla sizi de tanımlıyor. Tanrı’yı memnun eden bir ruhsal yaşamın nasıl sürüdürülebileceğini anlatan bir dini inancı benimsiyorsunuz. Böylece bu inançları izliyorsunuz. Sorun şudur ki, insanın dini, içinde bir Tanrı olduğunu söylese de, bize Tanrı’yla nasıl kişisel bir ilişkiye sahip olabileceğimizi söylemez.
Bunu duymak istemediğinizi biliyorum ama dostum, cennetle ilgili gerçeği duymanız gerekiyor. Birlikte çalışalım – makalelerle, dizilerle ve Soruların yanıtlarıyla. Lütfen bana söyler misiniz, aşağıdaki ifade doğru mu, yanlış mı?
İnancıma ne kadar sadık olmaya çalışırsam çalışayım, dinimin gereklerini yerine getirmemin cenneti gitmemi sağlayacağına ilişkin bir garanti yok.
Eğer olumlu yanıt verdiyseniz, bundan birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğini anlıyorum. Ayrıca, sizinle dindar Katolik amcamın ortak bir yönü olduğunu da görüyorum. Bana inanın, dünyada hiç kimse, Arthur amcam kadar inancına adanmış değildir. Katolikliğe tamamıyla kendisini adamış olmasına karşın, öldüğünde cennete gidip gitmeyeceğini hala bilmiyor. Diğer Katolik akrabalarım için de aynısı geçerli.
Umarım, sevdiklerimin inancını neden reddettiğimi anlayabilirsiniz. Benim için kolay değildi. Kararımdan ötürü üzüldüler ve birkaç yıl boyunca bana karşı sözleri kırıcı oldu. Ne yapabilirdim? Yaşamın temel soruları hakkında verdikleri tatmin edici olmayan yanıtlarla yaşamaya devam edemezdim.
Gurur Konusu
Tanrı’nın Egemenliği’ne girmek için gereken çocuklara özgü niteliklere baktık. Üzerinde durmamızın çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu ele aldık: Gurur konusu. Gururlu olmanın nesi yanlış diye sorabilirsiniz. Aklınızda nasıl bir gurur olduğuna bağlı. İyi olan bir gurur türü de vardır. İyi bir karneyle eve gelen çocuğunuzla gurur duymanın yanlış olan bir yanı yok. Vergi ödememek için belgelerde değişiklik yapmayı kabul etmemek ya da rüşvet almamaklaiş yaşamınızda kazandığınız başarılardan gurur duymanın yanlış olan bir yanı yok. İki örnek verdim. Kolayca örnek sayısını yirmiye çıkartabilirsiniz.
Bence gurur, imparatorlukların çökmesine, daha fazla savaşın çıkmasına, daha fazla evliliğin yıkılmasına, daha fazla arkadaşlığın mahvolmasına ve daha fazla suçlunun hapishaneleri doldurmasına insanda var olan bütün olumsuz niteliklerden daha fazla yol açmıştır.
Benim sözünü ettiğim gurur, büyük bir egoya sahiptir. Küstahlığa yakın, aşırı bir kendine güvenden söz ediyorum. İnsanların kendilerini gereksiz derecede yüksek görmelerine neden olur.
Bu tür gururun en yıkıcı yanı insanın cennete gitme fırsatını mahvetmesidir.‘Düşüşten önce gurur gelir’ dendiğini duymuşsunuzdur. Ne kadar da doğru! Bu gerçeği herkes anlar. Bu ifadeye katılıyoruz. Ne var ki, bu tür günah ne kadar anlaşılsa da, herkes tarafından nefret edilse de çoğu insan yine de onun ayartıcı ve cazip doğasına yenik düşer. Önemli olan her şeyi kaybeder- en önemlisi de cenneti! Tanrı’nın kendisi için yaptığından çok dinsel başarılarla gurur duyar.‘Düşüşten önce gurur gelir’ sözünü şöyle değiştirebiliriz, ‘Düşüşten önce benim iyi işler listem gelir.’
Küçük çocuklar en kötü hapishanede henüz mahkum olmamıştır: Gurur hapishanesi. Bununla birlikte, insanlığın geri kalanı burada tutsaktır.
Dikkatinizi çekebildim mi? Büyük bir sorunumuz var. Hiçbirimiz İsa’nın sözünü ettiği küçük çocuklar gibi değiliz. Yaş anlamında kast etmiyorum. Hapishanemizdeki hücrenin parmaklıklarından küçük masum çocuklara bakıyoruz ve kendimize şu soruyu soruyoruz: “Cennete gitmek için kendi doğruluğuna güvenen bu yaklaşımdan nasıl kendimi kurtarabilirim?”
İsa ve İki Suçlu Arasındaki Bir Karşılaşma
Cennete nasıl gidebileceğinizi gerçekten bilmek istiyor musunuz? Sonsuzluğu orada geçirebilmek için gereken neyse yapmaya hazır mısınız? Eğer hazırsanız, İsa sorularınızı yanıtlayacak. O’nun yanıtını işitmek için ölümünden önceki son karşılaşma üzerinde düşünmemiz gerekir. Kendisininiki suçluylaarasında geçenler.
Üçü de çarmıha geriliyor. İki suçlunun yaptıklarına bakın:
“İsa'yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O'na aynı şekilde hakaret ettiler.” (Matta 27:44, İncil)
Din önderleri İsa’ya sataşıp duruyorlardı. Romalı askerler İsa’yla alay ediyorlardı. Bu gruptan insanların bu şekilde davranmaları bizleri şaşırtmamalı. Böyle bir kalabalıktan zaten bu beklenir.
“İsa'yla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydudu da çarmıha gerdiler. Oradan geçenler başlarını sallayıp İsa'ya sövüyor, "Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Çarmıhtan in de kurtar kendini!" diyorlardı. Aynı şekilde başkâhinler ve din bilginleri de O'nunla alay ederek aralarında, "Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor" diye konuşuyorlardı. "İsrail'in Kralı Mesih şimdi çarmıhtan insin de görüp iman edelim." İsa'yla birlikte çarmıha gerilenler de O'na hakaret ettiler.” (Markos 15:27-32, İncil)
Bu iki suçlunun son nefesleriyle İsa’ya iftira atmalarını hayal edin! Ne trajik bir hata! Onları duyabiliyor musunuz? Acıyla sertleşmiş sesler Mesih’i hor görüyor! Çarmıha gerilmiş adamlar ortalarında çarmıha gerileni aşağılıyorlar. İki insan bundan daha kör olabilir mi? Ya da daha kötü?
Çarmıh rahat değildir. Ne var ki, bedenlerine çakılmış Roma çivileri bile sivri dillerini susturamamıştı. Bu iki suçlu yaşadıkları gibi öleceklerdi, masumlara saldırarak. Fakat bu kez, kendisine saldırılan, karşılık vermiyor. Ne tuhaf! İsa ne karşılık veriyor ne de kendisini savunmaya kalkışıyor. Peki ama neden?
İsa’nın Cevabı
İnsanlık tarihinin hangi aşamasında İsa’nın kendisine yapılanlara karşılık vermeyeceğini öğrendik? Tanrı’nın bilmemizi istediği her şeyi bilmemiz için İncil’in bir araya getirilmesini sağlamasından sonra mı?
Hayır, İsa’nın çarmıhta nasıl davranacağını bu olaydan 700 yıl önce biliyorduk. İlahi bir şekilde, gelecek olan Mesih’le ilgili bir peygamberlik olarak Eski Antlaşma’da kaydedilip korunmuştur. İsa neden bu iki suçluya onlar gibi karşılık vermedi? İsa’yla ilgili şu peygamberliğe kulak verin:
“İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü, ona değer vermedik. Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona [İsa’ya] yükledi. O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.” (Yeşaya 53:3-7)
Suçlular ne yapıyor? Acımasızca dövülmüş olan biriyle alay ediyorlar. Fakat yarı ölü halde zalimce dövülmüş olanın yüreğinde esenlik vardı. Nereden geliyordu bu esenlik? O an kontroldeydi. Nitekim, eğer İncil’i kendi başınıza okursanız İsa’nın herhangi bir durumda mutlak kontrole sahip olmadığı bir an bulamazsınız. İsa her zaman her şeyin kontrolüne sahipti. Her şey ve herkes O’na bağlıydı. Cinler. Ölüm. Doğa, Cüzam hastalığı. Herhangi bir şey ve her şey. İsa günahlarımızın bedelini ödemek için kendisini feda etmeden önce ölümü ve dirilişini bildirdi. Bu açıklamalar- burada pek çok açıklamasından sadece iki tanesine yer vereceğim- İsa’nın kontrole sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Ne Yahudiler, ne Romalı askerler ne de başka biri, sadece İsa:
“İsa şu yanıtı verdi: ‘Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım." Yahudi yetkililer, ‘Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?’ dediler.
Ama İsa'nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazı'ya ve İsa'nın söylediği bu söze iman ettiler.” (Yuhanna 2:19-22, İncil)
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18, İncil)
İsa’nın mutlak kontrole sahip olduğunu ve bu nedenle esenliğe sahip olduğunu söylemiştim. Bu ayetlerde İsa’nın esenliğe sahip olduğunun işaretini nerede görüyoruz? İtalik yapılmış ayete dikkat edin:
“İsa'yla birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. Kafatası denilen yere vardıklarında İsa'yı, biri sağında öbürü solunda olmak üzere, iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler. İsa, "Baba, onları bağışla" dedi. "Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar." O'nun giysilerini aralarında paylaşmak için kura çektiler. Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu.Yöneticiler İsa'yla alay ederek, "Başkalarını kurtardı; eğer Tanrı'nın Mesihi, Tanrı'nın seçtiği O ise, kendini de kurtarsın" diyorlardı.” (Luka 23:32-35, İncil)
Gerçek Kimliğimizi Anlamamak
İsa’yı öldürenler, gerçekte kimi öldürdüklerini anlamadan, cahilce davrandılar. İsa Yahudi din görevlilerinden mi yoksa Roma askerlerinden mi söz ediyor, kesin olarak bilemeyiz. Büyük olasılıkla her ikisinden de söz ediyor. Her iki grup da ne yaptığının farkında değildi. Askerler sadece yöneticilerinin emirlerine uyuyorlardı. Yahudiler’in ise İsa’nın Mesih olduğunu anlamaları için çok sayıda kanıtları vardı. Bunun yerine, İsa’nın peygamberlerin vaat ettiği Kurtarıcı olduğuna inanmamayı seçtiler. Gerçek şu ki İsa’nın gerçek kimliği onların algılarının çok ötesindeydi. “Tanrı'nın saklı bilgeliğinden gizemli biçimde söz ediyoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrı'nın bizim yüceliğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbiri anlamadı. Anlasalardı yüce Rab'bi çarmıha germezlerdi.” (1.Korintliler 2:7-8, İncil)
Cehaletlerinin nedeni ne olursa olsun, ölüm tepesinde gerçekleşmekte olan bu sahnenin çarpıcı bir yönü var. İsa’nın çarmıha gerildiği sahnede kimse ne olduğunu ve neden olduğunu tam olarak anlayabilmiş değildi. Hepsi yanıldı. Örneğin, bazıları İsa’nın çarmıhtan inip kendisini kurtarması gerektiğini söyledi. İsa’nın dünyadaki görevi, kendisini değil, bizi kurtarmaktı! “Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Markos 10:45, İncil)
İsa’nın duasından sonra, suçlulardan biri O’na hakaret etmeye devam etti: “Çarmıha asılan suçlulardan biri, "Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!" diye küfür etti.” (Luka 23:39, İncil). Kurtuluşun ve cennette emin bir yerin ancak İsa’nın ölümüyle güvence altına alınabileceğini anlamadı. Bu ilahi eylemin başarılı bir şekilde tamamlanması İsa’nın üç gün sonra ölümden dirilişiyle doğrulanacaktı. Peygamberlikler bunu da önceden bildirmişti.
Çarmıhtaki İki Hırsızın Söyledikleri
Bu makalenin ilk birkaç satırında ne söylediğimi hatırlıyor musunuz? Çarmıhtaki iki hırsızın ne söylediğini duyacağız demiştim. Biri kalıcı değeri olan hiç bir şey söylemeyecek. Diğeri, şu anda bulunduğu yere nasıl gidilebileceğini söyleyecek. Yani cennete.
Hırsızlardan birinin yüreği katı kalmaya devam etti. Bunu anlayabilirsiniz çünkü İsa’ya küfrediyor. “"Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!" diye küfür etti.” Keşke söyledikleri yumuşak bir yürekten kaynaklansaydı. Keşke gerçekten günaha tutsaklığından kurtarılmayı ve bağışlanmayı isteseydi. İsa’nın hastaları iyileştirmek, körlerin gözlerini açmak ve evet ölüleri diriltmek için sahip olduğu olağandışı gücü duymuş muydu? İsa’nın döneminde yaşayıp da İsa’nın mucizeleri hakkında duymamak olmazdı. Güç sahibi olup da bu gücü kendini kurtarmak için kullanmamak bu hırsız için akıl almaz bir şeydi.
Keşke hırsız, çarmıhtan çok daha zarar verici bir şeyden kurtarılmayı isteseydi. Çarmıhtan daha acı verici ne mi olabilir? Tanrı’dan sonsuza dek ayrı düşmek!
Bu konuda benden alıntı yapmayın, sadece kişisel fikrimi paylaşıyorum ama ben bu hırsızın başka bir niyeti olduğuna inanıyorum. Söyledikleri çarmıh çevresindeki yetkilileri hoşnut etmeyi amaçlıyordu. Serbest bırakılmayı umut ediyordu. Serbest kalmayı umut ederek bu sözleri söylüyordu. Tabii ki onu duyacaklardı, uzun çivileri bedeninden çıkaracaklardı ve özgür kalacaktı. Bildiğim bir şey var. Eğer hırsız samimi olsaydı İsa kendisini bağışlardı. O gün öğleden sonra çarmıhta olmasının nedeni zaten tam olarak buydu. Sadece bu iki suçlu için mi? Sadece o dönemde yaşayan insanlar için mi? Daha sonra, başka çağlarda, başka dini inanç ve inanç uygulamaları getiren başka dinler olacaktı. Peki ya onlar? Peki ya biz? Dikkatle dinleyin,
“O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarınıda bağışlatan kurbandır.” (1.Yuhanna 2:2, İncil)
İsa Hakkında Her Duyduğunuza Kulak Vermeyin
İşte size yararlı bir öğüt. Çevrenizdeki kalabalıkların İsa hakkında söylediklerine kulak vermeyin. “İsa şu ya da bu değil!” diye bağırıyorlar. Bunu duyunca siz de ‘İsa sen şu ya da bu değilsin!’ diye bağırıyorsunuz. Hırsız kalabalığın İsa’ya karşı tek sesle saldırdığını duyuyor. Bu nedenle, İsa’nın alay edilebilecek biri olduğunu düşünüyor. Hırsız alay etmeye başlıyor. Hırsızı ve bizi şaşırtan ne? Hırsız İsa’nın diğer tarafındaki suçlunun da İsa’ya karşı bu kaba aşağılamalara katılmasını bekledi. Peki adam katıldı mı? Aksine, ikinci hırsız birinci hırsıza meydan okudu:
“Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı. "Sende Tanrı korkusu da mı yok?" diye karşılık verdi. "Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı."” (Luka 23:40-41, İncil)
İnanılır gibi değil! Biraz önce İsa’ya küfreden ağız, bu kez İsa’yı savunuyor. Ne oldu? Hırsız çarmıhta olduğu süre içinde ne gördü? Bir mucizeye mi tanıklık etti? Bir vaaz mı işitti? Üçlü Birlik doktriniyle ilgili bütün soruları tatmin edici bir şekilde yanıtlandı mı? Hayır, tek işittiği bir dua oldu, bir lütuf duası. Bu da yeterliydi. "Baba, onları bağışla" dedi. "Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar."
Tanrı’nın huzurunda olan insana bir şeyler olur. Bu adama bir şeyler oldu. Günahlarımızın bedelini ödemek için insanlığı giyinmiş Olan’ın yanında asılı olduğu sırada bu adama bir şey oldu.
Suçlunun sözlerini bir kez daha dinleyin: “Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.”
İkrar Etmeniz Gereken Şeyler
Tanrı’nın bugün cennetten size göndermek istediği mesajın özü bu satırlarda saklıdır. Yazımın başında iki hırsızın söylediklerini duyacağımıza söz vermiştim. Cennet. Gerçekten inanılmaz, Tanrı, sorunuzun yanıtını bir suçlunun ağzından vermeyi seçiyor. Ama gerçekten de öyle oldu. Suçlunun ikrar ettiği, cennete gitmek için bizim de ikrar etmemiz gereken şeydir.
Evet, suçlunun ikrar ettiği, cennete gitmek için bizim de ikrar etmemiz gereken şeydir.
#1 - Ben hatalıyım. İsa haklı. Ben doğru değilim. İsa doğru. Bu konuda düşünürken bu ayeti daha sonra ezberlemek isteyebilirsiniz: “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı'ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil)
#2 - Ben başarısız oldum, İsa olmadı. “Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik. Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı. Öyle ki, O'nun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.” (Titus 3:3-7, İncil)
#3 - Ben ölmeyi hak ediyorum. İsa yaşamayı hak ediyor. Hak ettiğimiz ölümün, İsa’nın ölümüyle gerçekleştiğini İncil’den öğreniyoruz. Bizim yerimizi aldı. Günahlarımızın cezasını ödedi. Yaşamayı hak eden öldü. Ölmeyi hak eden yaşadı. İsa bunu cennette sonsuz yaşam armağanına sahip olmamız için yaptı. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
Hırsız, İsa Mesih hakkında pek az şey biliyordu ama bildikleri değerliydi. Masum bir adamın, dudaklarından hiçbir yakınma sözü çıkmadan haksız yere öldüğünü biliyordu. Kendi kendine şöyle dedi, “Eğer İsa bunu yapabiliyorsa, olduğunu söylediği kişi olmalı.” Bu nedenle, hırsız İsa’dan yardım istemeye karar verdi:
“Sonra, "Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an" dedi.” (Luka 23:42, İncil)
Yeteri Kadar Bilmek
Bu suçlunun söyledikleri, İsa’nın olduğunu iddia ettiği kişi- Mesih- olduğuna inandığını gösteriyor. Bu Mesih kendileriyle birlikte öldüğü halde, suçlu kişi İsa’nın hala kendi egemenliğini kuracağına inanıyordu. Bir şekilde bu İsa’nın, dünyadaki yaşamı sona erse de kendisini kutsama kudretine tam olarak sahip olduğuna inanıyordu.
Hırsız, İsa Mesih hakkında çok az şey bilse de, yeteri kadar biliyordu. Çarmıha gerilmeden önce İsa’nın vaazını dinlemiş olabilir. Suç işlemekten fırsat buluduğunda İsa’nın Egemenliği’nin doğasını öğrenmiş olabilir. Ya da İsa, her ikisi de çarmıhta olduğu süre içinde suçlunun tutumunda bir değişiklik görmüş olabilir ve İsa bu mütevazi hırsıza egemenliğinin doğasını tanıtmak için bu fırsatı kullanmış olabilir. Diğer suçlunun yüreği daha da sertleştikçe bu adam gerçekten de tövbe etti. Gerçekten olağanüstü!
Hayal edebiliyor musunuz? Mesih’in ağırlaşmış başı kalkıyor ve dönüyor. Bu iki kişinin gözleri karşılaşıyor. İsa’nın karşısında gördüğü çıplak bir adam. Burada giyisiden söz etmiyorum. Maske anlamında kullanıyorum. Üzerinde bir örtü yok. Saklanacak bir yolu yok. Eğer erişebilecek bile olsa, cennet için kendisini erdemli kılan iyi işler listesine uzanmazdı.
Bu suçlunun sıfatı neydi? Baş belası. Hayatta neyi başarmıştı? Çarmıha gerilmeyi. Nesiyle meşhurdu? Tilki kadar sinsi olmakla. Karakteri? Yaşamının son anına kadar, yani İsa’yla son karşılaşmasına kadar ahlaksız. Bana söyleyin, bu adam İsa’nın yardımını hak etmek için ne yaptı? Yaşamını boşa harcadı. Kim oluyor da, bağışlama için yalvarabileceğini düşünüyor? Halk içinde İsa’yı azarladı. Bu duayı etmeye ne hakkı var? Gerçekten bilmek istiyor musunuz? Sizin dua etmek için ne hakkınız varsa, aynısı.
Önerim
İyi işler listenizi cebinize tekrar koymanızı öneririm. Sonra, İsa’dan size de iyilik yapmasını isteyin. “Yaptıklarıma karşın ve yaşamımda gördüklerine karşın, İsa, beni de hatırlayabilir misin? Bir yönden, bu iki suçludan daha kötüyüm. Yaşamımın büyük bir kısmında gururla Senin aslında çarmıhta ölmediğini söyledim. Bunun Seninle on bin kez alay etmekten daha kötü olduğunu biliyorum.”
Bazı Yahudiler’in inandığı gibi hırsızın da İsa’nın ölümden dirileceğine inanıp inanmadığını kesin olarak bilmiyoruz. Hırsızın İsa’nın hemen göklerdeki egemenliğine geçeceğini düşünüp düşünmediğini bilemiyoruz. Elinde İncil’in bir nüshası olmadığı için Tanrı’dan Ölüler Diyarı hakkında söylediklerini almış olamazdı. Sorular bölümünde Cehennem Gerçekten Var Mı? Cehennem Sonsuz Mu? sorusunun yanıtında bu konuyla ilgili daha fazla okuyabilirsiniz. Arkadaşları, İsa’nın bedenini mezara koydular ve üç gün sonra dirilmesini beklediler. Bu üç gün içerisinde İsa cennete gitti ama önce ‘ölüler diyarında’ durdu. Daha fazlasını Sorular bölümünde okuyabilirsiniz.
Şaşırmış Ama Minnettar Bir Adam
Bu tövbekar hırsız hakkında bildiğimiz şeylerden birisi İsa’nın Mesih olduğuna tam olarak inanması ve İsa’nın kuracağını bildiği o egemenlikte olmak istediğidir. Suçlunun övündüğünü görmüyoruz. Yanlış türden gururla dolu bir adam görmüyoruz. Gördüğümüz, şaşırmış ama minnettar bir adam. İnsanlıği giyinmiş olarak çarmıhta asılı Tanrı’nın yanına koyduğumuzda, bizi cennete götüreceğini umarak yaptığımız herhangi bir fedakarlık çok saçma görünür.
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih'te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil)
Duanız, İsa’nın şu vaadiyle karşılık bulsaydı siz de şaşırmış ve minnettar olmaz mıydınız?
“Sonra, "Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an" dedi. İsa ona, "Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın" dedi.” (Luka 23:42-43, İncil)
Tanrı’nın lütuf yanıtı bu hırsızın hayal ettiğinin ötesine geçiyor. Düşünsenize, lütuf her zaman bütün olası beklentileri aşmıyor mu? Kim, Tanrı’dan Mesih’le günahlarımızın bedelini ödeyebilmesini istemeyi düşünebilirdi? Kim böyle bir olayın olabileceğini hayal edebilirdi? Tanrı, bizim gibi kendi doğruluğuna inanan insanları kendisiyle barıştırıyor. Bu sadece mümkün değil, aynı zamanda tarih. Tanrı bunu gerçekleştirdi! İncil’de yazıyor. Sitemizde başka bir yerde İncil’in güvenilirliği konusunda çok sayıda doğrulayıcı kanıt bulabilirsiniz. İncil güvenilirdir ve değiştirilmemiştir. Öyle olmalı değil mi, çünkü Tanrı’dandır. Tanrı, vahiyini insanların oynamalarından koruyamaz mı? Tabii ki koruyabilir! Korumuştur da zaten!
Aman, Ya Rab, Kurtar Bizi!
İsa’nın bize küçük çocuklar hakkında öğretmiş olmasının nedenlerinden biri, nihai olarak bizlere içinde yaşadığımız gurur hapishanelerini göstermekti. Ne kadar iyi işler yaparsak yapalım hiçbir şekilde cenneti hak edemeyeceğimizi Tanrı önünde kabul edersek, Tanrı’nın bizleri günahın gücü ve cezasından ve bizim buna tutsaklığımızdan özgür kılmak üzere mucizevi işini gerçekleştirmesine uygun bir konumda oluruz. Bu da imanın işlemesi aracılığıyla olur.
Bu imana nasıl sahip olabiliriz? Bu iki adımlı bir süreçtir. Duymayı ve inanmayı gerektirir.
1. Adım – HABERİ DUYMAK. Tanrı’nın yüreklerimize konuştuğu mesajı dinleriz – hem İncil’i hem de İncil’de bulunan gerçek hakkında yorum yapan bu gibi yazıları okuyarak. Gerçek iman Tanrı’nın Sözüne inanmak ve buna göre harekete geçmektir. Ama önce duymamız gerekir. “İman, haberi duymakla, duymak da Mesih'le ilgili sözün yayılmasıyla olur.” (Romalılar 10:17, İncil). Mesajın merkezindeki kişinin İsa Mesih olduğunu unutmayın. İnsan tarihinin en önemli Kişisi O’dur.
Bu mesajı daha önce duymadıysanız, İsa’ya gerçekten iman etmeniz olanaksızdır. İsa Mesih hakkında bir şeye inanabilirsiniz ama bu Tanrı’nın İncil’de O’nun hakkında açıkladıkları değildir. Ya da, O’nun hakkında yüzlerce peygamberliğin söyledikleri değildir.
İsa hakkında gerçeği duymak çok önemlidir. Bana inanın, bu gerçeği duymak bu günlerde kolay değil. Mormonlar, Yehova Şahitleri ve başka bazı dinler İsa hakkındaki gerçeği saptırmıştır. Bu yanlışlıklar o kadar geniş çaplıdır ki yıllar boyunca kimseye Hıristiyan olduğumu söylemedim. Yani, kim olduğumu tanımlamak için ‘Hıristiyan’ sözcüğünü kullanmadım. Türkiye’de de kullanmadım. Ya da başka bir yere gittiğimde kullanmadım. ‘Hıristiyan mısın?’ diye sorduklarında, bir soruyla yanıt veriyorum, ‘Hıristiyan derken ne demek istiyorsun?’ Yanıtlarını duymak gerçekten şok edici. Hıristiyan’ın ne olduğuyla ilgili ne anladıklarını açıkladıktan sonra genelde şöyle bir yanıt vermem gerekiyor: ‘Hayır, ben o değilim ve ben buna inanmıyorum. Kutsal Kitap’ın İsa hakkında öğrettiği bu değil ve sen de O’nunla ilgili olarak buna inanmamalısın.’
Ben neyim? Bu iyi bir soru. İsa Mesih’e iman aracılığıyla Tanrı’yla kişisel bir ilişkiye sahip olmuş biriyim. Hiç bitmeyecek bir ilişki. Ölüm bile bu ilişkiyi bitiremez.
2. Adım – HABERE KARŞILIK VERMEK. Gerçek iman Tanrı’nın Sözüne inanmak ve buna göre harekete geçmektir. Tanrı’nın memnuniyetini kazanmak için ikinci bir iyi işler listesi hazırlamaya başlamanız gerektiğini söylemiyorum. İhtiyacınız olan İsa, tıpkı çarmıhtaki suçlunun fark ettiği gibi. Sadece İsa. Sizin iyi işleriniz değil. Benimkiler de değil. Samimiyetiniz değil. Benimki de değil. İyiliğiniz değil. Benimki de değil.
Gerçekten Kutsal Kitap’ta sözü edilen gibi bir imana sahip olma, Tanrı’ya günahlı oluşunuz dışında başka sunabilecek bir şeyiniz olmadığını kabul etmektir. Bu birinci adımdır. Norveç’teki mahkum Jesper, günahları için eksiksiz bir bağışlama sunulduğu halde bu adımı atıp suçunu kabul etmeye razı olmadı. Gerçek iman, Tanrı’nın İsa’da ve günahlarımız için kurbanında bulunan sevgi ve lütfa dayanır.
İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunuzu kabul ederek Tanrı’yı hoşnut eden imanı ifade etmiş olacaksınız. Tanrı’nın Egemenliği’ne giden başka bir yol yoktur.
Bu makalede neler öğrendik? Norveç’te bir mahkumun hayatının hatasını yapmasına tanıklık ettik. Çarmıhta iki suçlunun söylediklerine kulak verdik. Biri kalıcı değeri olan hiçbir şey söylemedi. Fakat diğeri, şu anda olduğu yere nasıl gidebileceğinizi söyledi. Yani Cennete. Ayrıca İsa’nın sözlerine ve öğretişlerine baktık.
Özgürlük
Küçük çocuklar hapishanelerin en kötüsü olan Gurur hapishanesinde tutsak değildir. Ne var ki, insanlığın geri kalanı burada tutsaktır. İsa Mesih özgürlüğe çıkan tek yoldur.
İsa’ya gerçekten iman edenlere seslenen bir ayete bakalım beraber. Neden bu ayeti alıntı ediyorum? Çünkü gerçek Hıristiyanlara da Hıristiyan özgürlüğünün büyük ilkelerini sürdürmeleri söylenmiştir. Alıntıladığım ayetle bunu görmenizi istiyorum.
“Mesih bizi özgür olalım diye özgür kıldı. Bunun için dayanın. Bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin.” (Galatyalılar 5:1, İncil)
Bu ayet ne anlama geliyor? İsa’ya gerçekten inananlar dini törenler ve ritüellerin esaretinden özgür kılınmışlardır ve bir daha asla onların esiri olmamalıdırlar. Artık, Tanrı karşısında iyi bir konuma sahip olacağımızı umarak yaptığımız iyi işlerin bir listesini tutmamıza gerek yok. Burada dindar uygulamalardan oluşan bir sisteme takılmamamız söyleniyor. Yine bu tür bir boyunduruk altına girmemize izin vermemeliyiz.
Ahlaksız mı olduk? Hayır, ama Tanrı’yla ilişkimiz artık bir dini yasaya ne kadar uyduğumuza bağlı değildir. İyi şeyler yapıyor muyuz? Hem de eskisinden çok daha fazla!!! Ne var ki, iyi işler yapmamız için nedenimiz değişmiştir. Günahkarlar olarak artık doğru insanlar gibi muamele görmeyi talep edemeyeceğimizi öğrendik. Milyon yıl da geçse, milyon tane iyi iş yapsak da olmaz. Bununla birlikte, Tanrı, günahkarların bağışlanmasını sağlayacak bir tasarı hazırladı ve cennette bir yer sözü verdi. Bu ancak imanla olur. “Çünkü insanın, Yasa'nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız.” (Romalılar 3:28, İncil). İşte bu Hıristiyan inancının büyük farkıdır.
Barışmak
Biri sizin yerinize ölebilir mi? Peki şu iki koşul yerine getirilirse ne olur? 1) Hesabını vereceği hiçbir günahı olmayan biri var ve, 2) Bu kişi bizim yerimize ölmeye hazır.
Peki Tanrı bu sunuyu kabul eder mi? Evet, ama Tanrı dışında kimse günahsız değil. Bu nedenle, tartışılacak bir şey yok, öyle değil mi? Barışmak mümkün değil. Aksine, Tanrı’yla bizim aramızda barış çoktan gerçekleşmiştir! Olabileceği tek yolla gerçekleşmiştir. Tanrı’nın adaletinden, sevgisinden, kutsallığından ve doğruluğundan ödün vermeden gerçekleşmiştir.
1) Tanrı sonsuz olduğu için O’na karşı suçumuzun da sonsuz bir etkisi vardır. Bu nedenle, ölümlü bir insan sonsuz bir Tanrı’ya karşı sonsuz bir suçu ortadan kaldıramaz. Ancak Tanrı bağışlamayı olanaklı hale getirebilir. Tanrı dışında kimse işleri yoluna koyamaz.
2) Tanrı, sonsuz adaletinin gereğini yapmadan, keyfi olarak bir günahkarı bağışlayamaz. Bağışlamak için günahı yok saymak adaleti yerine getirmemek olur. Tanrı öylesine ‘Seni bağışlıyorum’ diyemez. Eğer bağışlama Tanrı’nın adaletiyle tutarlılık içermiyorsa, o zaman Tanrı keyfine göre davranıyor, tutarsızlık gösteriyor ve haksızlık yapıyor demektir. Tanrı açısından herhangi bir bağışlama eylemi adalet eylemi de gerektirir.
Tanrı’nın tam ceza ödenmeden günahkarları bağışlaması, O’nun adaletiyle çelişirdi ve O’nu kötülüğümüze ortak ederdi! (İsa Mesih günahlarımızın cezasını tam olarak ödedi—ama bu bağışlamanın istekle ve sevinçle alınması gerekir. Tanrı, cennete gitmesi için hiç kimseyi zorlamayacaktır.)
3) Tevrat, Zebur ve İncil’in Tanrısı, günahın cezasının ölüm olduğunu ilan etmiştir. Bir günahkarın ölüp günahın cezasını çekmesi adalet çerçevesi içinde gerçekleşen bir olaydır. Eğer bu ceza görmezden gelinecek olsa, o zaman Tanrı adalet dağıtmak konusunda tutarlı olmazdı.
4) Ya Tanrı’nın ya da günah işleyen kişinin adaletin gereğini yerine getirmesi gerekir. Başka bir seçenek yoktur. Günahın gereğinin yapılması şarttır. Bu durumda Tanrı’nın, günahın bağışlanması konusunda adil olanı yapması gerekiyor; yoksa adalet yerine getirilemez.
5) Tanrı için yapılması gereken adil şey nedir? Tanrı’nın Sevgisi Hakkında Daha Fazla Öğrenmek adlı seride, Tanrı’nın bizimle ilgili olarak karşı karşıya kaldığı ‘çıkmaz’ hakkında okuyacaksınız. Günah aramızda bir ayrılığa neden oldu. Bunu en iyi Eski Antlaşma’daki iki ayetten alıntı yaparak anlatabiliriz. Günahın, günahsız Yaratıcımız ile ilişkimiz üzerindeki etkisini gösteriyor:
“Bakın, RAB'bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız'dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O'nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2)
Tanrısal Çıkmaz
Tanrı bizi sevdiği için, kendisiyle aramızdaki bu ayrılığın sürmesine izin veremez. Sevgisi yetkindir. Asla ılık olmaz. Fakat insan adaletinden farklı olarak Tanrı’nın adaleti de yetkindir. Yetkin bir adalete sahip olan Tanrı günahın cezasız kalmasına izin veremez. Eğer izin verirse, adaleti artık yetkin olma özelliğini kaybeder. Yetkinlik O’nun doğasında vardır ve Tanrı, Tanrı olmayı bir kenara bırakmadan bu doğaya karşı hareket edemez. Yetkin adalet cezayı gerektirirken, yetkin sevgi barışmayı ister. Peki, Tanrı bu çıkmazı çözmek için ne yaptı?
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih'te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil)
6) Tanrı, günahkarın yerini aldı. Ancak Tanrı yapabilirdi bunu. Tanrı, kendisine karşı günah işlemenin sonucu olacağına hükmettiği ölüm cezasını çekti. Adalet yerine geldiği için bağışlama artık doğru bir şekilde sunulabilir bizlere. Bu bağışlama imanla alınır. Kişinin yapması gereken tek şey, İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu kabul etmektir.
İsa’nın günahlarımızın bedelini ödemek için kendi rızasıyla öldüğünü kabul etmemek ya da görmezden gelmek, adil bir Tanrı’ya bu bedeli sizden almaktan başka bir yol bırakmamaktır. Günah, Tanrı için sizin hayal edebileceğinizden çok daha ciddi bir konusudur. Fakat aynı zamanda, bu web sitesini araştırdıkça Tanrı’nın size karşı beslediği sevgiden çok etkileneceksiniz. Tavsiye ettiğim seriyi okurken kesinlikle bunu deneyim edeceksiniz. Bir taraftan, en kötü türden bir haberi işitirken diğer taraftan, Tanrı’nın sizi en olmadık hayallerinizin ötesinde sevdiğini öğreniyorsunuz.
Beraat
Ölüm tepesinde neler olduğunu okudunuz. İsa’nın içinde mesken kurmuş olan esenliği görünce suçluda nasıl bir değişim olduğunu ve İsa’nın çarmıhta bile sergilediği kontrol ve yetkiyi gördünüz. İsa, çarmıhta özgürlüğümüzü satın aldı. İşlediğimiz ve işleyeceğimiz günahların listesini yazmamız için gereken sutünların genişliği Türkiye’nin genişliğinden daha uzundur. Fakat, ‘İsa, çarmıhta özgürlüğümü satın aldı’ dediğiniz anda bu liste üzerine yazılmış ‘BERAAT ETTİ’ sözlerini hayal edin!!! İsa’nın günahlarınızın cezasını ödeme zorunluluğundan sizi kurtardığını anladığınızda, Tanrı huzurunda bunu kabul edeceğinize inanıyorum. Bağıracaksınız. Şarkı olarak söyleyeceksiniz. Tekrar edeceksiniz. Farkında olacaksınız.
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur.” (Matta 11:28-29, İncil)
İsa başka ne dedi? Eğer İsa Mesih’e gerçekten iman eden biri olursanız, Tanrı’yla hiç bitmeyecek yeni bir ilişkiye başlarsınız. Fakat, bu ilişkinin neyi içerdiğini anlamamız çok önemlidir. İsa’ya gerçekten iman eden kişinin özgürlüğü her istediğini yapabileceği anlamında bir özgürlük değildir. İsa, kendisiyle bir ilişkiye sahip olmanın ne demek olduğunu şöyle açıkladı.
“Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz.” (Yuhanna 14:15, İncil). “Kim buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur.” (Yuhanna 14:21, İncil)
Örneğin, sevgi hakkında bize ne söyleniyor?
“Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı'yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı'ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Efesliler 5:1-2, İncil)
“Sevginin ardınca koşun.” (1.Korintliler 14:1, İncil)
“"Komşunu kendin gibi seveceksin" diyen Kutsal Yazı'ya uyarak Kralımız Tanrı'nın Yasası'nı gerçekten yerine getiriyorsanız, iyi ediyorsunuz.” (Yakup 2:8, İncil). Ayırt etmeden sevmemiz gerekiyor. Hayret verici olan şey, Tanrı’yla düzeltilmiş olan ilişkimizin, başkalarını buyurulmuş olduğu gibi sevebilmemiz için bizleri kuvvetlendirebilmesidir.
“'Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin' dendiğini duydunuz. Ama ben [İsa] size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız'ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur?” (Matta 5:43-45, İncil)
Sizin İçin Dua Ediyorum
Bu, Tanrı’nın ve insanların yasalarını çiğneyenleri onaylamamız anlamına gelmiyor. Annemize küfreden ya da bize ya da malımıza zarar veren birinin davranışını onaylayamayız. Ne var ki, Tanrı kötülüğe kötülükle karşılık vermememizi buyuruyor. Tanrı bizleri sevgisiyle güçlendirdikçe, bize zarar veren kimsenin sonsuzluktaki iyiliği için kaygı duymaya başlarız. İsa’ya gerçekten iman eden biri olarak bu olağanüstü ilahi gücü tekrar tekar aldım. İnanılmaz. Doğaüstü bir şey. Bu kişiye bakıyorsunuz ve öç almaya çalışmak ve bunu yaparken kendinizi zehirlemek yerine bu zavallı canın üzerinde Tanrı’nın yargısının kasvetli bir gerçek gibi asılı durduğunu görüyorsunuz. İçinde bulunduğunuz durumun ötesini görebiliyor ve bu kişi için dua etmeye başlıyorsunuz.
Birini bağışlamakta zorlandığımda Tanrı bana kendisinden aldığım bağışlamayı hatırlatıyor. “Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun.
Tanrı sizi Mesih'te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.” (Efesliler 4:32, İncil)
Aldığım bağışlama hak edilmiş miydi yoksa hak edilmemiş miydi? Kesinlikle hak edilmemişti. Tanrı, başkalarını işte böyle bağışlamamı istiyor. Bağışlanmayı hak eden insanları mı bağışlamalıyım? Tanrı beni böyle bağışlamadı. Tanrı beni benim tarafımda bağışlanmamı sağlayacak hiçbir şey olmadığı halde karşılıksız bağışladı. Tanrı beni tam olarak bağışladı- işlediğim ve işleyeceğim her günah için. Ama önce böyle bir Tanrı hakkındaki haberi öğrenmem gerekiyordu- tıpkı bugün sizin bu haberi şimdi duyduğunuz gibi. Bu tür bir bağışlamanın alan tarafına kendimi koymadığım sürece başkalarını bağışlamam mümkün değildir.
Hırsızın tanıklığı nedir? Ne yaşadı? Tanrı’nın varlığını fark etti. Sadece ilahi bir kaynaktan gelebilecek olanı duydu. "Baba, onları bağışla" dedi. "Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar." Tanrı’ya böylece bir karşılık verdi.
Başka hiçbir din, izleyenlerine düşmanlarının bağışlanması için dua etmelerini öğretip aynı zamanda bunu yapmaları için gereken gücü vermiyor! İsa şöyle dedi, “Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız.” (Yuhanna 15:5, İncil)
Başka hiçbir dinde, Tanrı kendisini izleyenlerinin cennete doğru giden yolculuğunda böylesine etkin bir şekilde eşlik etmez.
Son Birkaç Düşünce
Yazımı bitirirken benim düşüncelerimde siz varsınız. Ümidim ve duam odur ki, Jesper gibi düşünenlerinizden hiç biri artık onun gibi düşünmesin. Daha önce şöyle bir soru sormuştum: Gurur hapishanesindeki mahkumların gurur dışında ortak yanları ne biliyor musunuz? Her birinin cennete gitmeyi hak ettiklerini düşündüren bir listesi var. Gururlarının kaynağı budur. Jesper’in düşüncesine göre, cennet yapılan kötü şeylerin sayısının sınırlanmasıyla kazanılabilirdi. Siz böyle düşünen birini tanıyor musunuz? Kötü şeylerin sayısını azaltalım ki, yapılan iyi şeyler daha ağır bassın. Jesper’in düşünce biçimi basitti. Eğer listeme sadık kalırsam, o zaman cennette bir yere sahip olabilirim.
Gelin, artık Jesper gibi düşünmeyi bırakalım.
